İK’nın geleceği sizin ona nasıl anlam yüklediğinize bağlı! #futureofHR

İnsan kaynakları denilince akla hep klasik personel yönetimi, bordro ve özlük işleri hatta ve hatta idari işler boyutu geliyor ve ne yazık ki günümüzde kurumlarda bunlar hala ağır basıyor.

İnsan yönetimi hızlı bir evrim geçiriyor, haliyle de yönetim fonksiyonları ve süreçleri de değişim karşısında kendisini entegre edip, farklılaşarak zenginleşiyor.

İşe alım, eğitim ve yetenek yönetimi, işveren markası, performans değerlendirme, veri analitiği, stratejik ortaklık, akıllı yazılımlar ve robot teknolojisi boyutu aslında insan yönetiminin bugünü ve geleceği adına bizi önemli ölçüde etkileyecek etmenler.

İki önemli soru!

İnsan kaynakları biriminin varlık amacı ve üst yönetiminde ki rolü nedir? Bu noktada kurumun bakış açısı ve stratejisi ne yönde olmalıdır?

Bu iki soruya verilecek cevaplar aslında insan yönetiminin içeriğini, etkinliğini ve sürdürülebirliğini şekillendirmektedir.

Katıldığım konferanslarda, zirvelerde insan yönetimi adına harikulade fikirler, düşünceler sahneye çıkıyor. Her dinlediğimde anlatılanları sorgulama gereği duyuyor ve şu soruyu soruyorum: Günün sonunda bu fikirleri, bu düşünceleri kaç kurum hayata geçiriyor?

Yani özetle, ne kadarı algılanıyor ve anlaşılıyorsa bir o kadarı da hayata geçiyor…

Acı ama gerçek.

İnsan kaynakları yönetiminin dolayısıyla da insan kaynakları biriminin ülkemizde yeterince anlaşılamadığı kanaatindeyim. İK ya gelenekselciliğin arasına sıkışmış ya da ona verilen yetki ve bütçe oranında varlığını devam ettirmekte.

Tekrar altını çizmek gerekirse…

İşe alım, eğitim ve yetenek yönetimi, işveren markası, performans değerlendirme, veri analitiği, stratejik ortaklık, akıllı yazılımlar ve robot teknolojisi boyutu aslında insan yönetiminin bugünü ve geleceği adına bizi önemli ölçüde etkileyecek etmenler.

Dolayısıyla da,  İK’nın geleceği kurumların nasıl algıladığına, anlamlar yüklediğine ve ne şekilde uygulamaya çalıştıklarına bağlı!

Copyright © 2017 Gökhan Yılmaz | HR Specialist | Her Hakkı Saklıdır.

Hayatın her bir basamağı farklı bir melodi ve anlamlar dünyası ile doludur!

Farklı yazmaya devam…

Bu yazıyı okuduğunuzda  yaşamınızla ilgili olarak kendinizi zaman tünelinde kısa bir gezinti de bulacak ve belki de duygu yoğunluğu yaşayacaksınız…

Çocukluk döneminde,hayatı ve insanları anlamak için yoğun bir çaba harcarız.

Henüz neyin iyi,neyin doğru,neyin güzel,neyin çirkin olduğunun pek de farkında değilizdir.Bu bir bakıma algılama kapasitesi ve ruhsal durumla da alakalıdır.Yaş ilerledikçe algılama kapasitemizde ve ruhsal durumumuzda hızla gelişmek gösterir.life

Mutlaka hatırlarsınız sizde,”Ben büyüyünce onun gibi olacağım,şöyle bir hayatım olacak” gibi cümleleri sıkça telafuz eder ve o küçücük dünyamıza bu düşünceleri bolca katardık.

Bu dönemde bir yandan alacağımız eğitim diğer yandan algılarımız bizi ve hayallerimizi şekillendirmeye yavaş yavaş başlar.

Derken görebildiğimiz,kavrayabildiğimiz ve hissedebildiğimiz kadar kendinimize en yakın gördüğümüz, beğendiğimiz kişiyi rol model olarak seçeriz.

Ve uzun soluklu yaşam yolculuğumuzda başlamış olur böylelikle.

Lise çağları deli dolu çağlardır.

İlk aşk,ilk kuşak karmaşası fırtınalı bir şekilde bize merhaba der.Merhaba der ama “hazır mısın” diye de bize hiç sormaz.Toz pembe bir hayat kanatlandırır ve gökyüzüne adeta uçurur bu dönemde.

Üniversite hayatında sanki biraz daha durulur gibiyiz…

Kendi ayaklarımız üzerinde durma isteği daha ağır basar bu dönemde.Özgüven ve buna bağlı olarak özgürlük ihtiyacı bağımsızlık duygusunu tetikler.Haliyle ailemizden farklı düşünme ve hareket etmede ilk kez bu dönemde daha ağır basar.

Akabinde gelecek kaygısı ciddi bir şekilde sarar bu dönemde.Tanınan her insan,alınan her eğitim,katılınan her etlinlik,her seminer karakterimizi,hayallerimizi ve hedeflerimizi biraz daha olgunlaştırmaya çalışır.

Bu dönemde aşk biraz daha olgun haliyle bizi bulur.Eğer şanslı isek hayatımıza sevgisiyle merhaba diyen “doğru insanı” gönül kapımızda kırmızı halı ile karşılar birlikte hayatı planlamaya çalışırız.

Derken mezuniyetle birlikte gerçek hayatın tam da ortasında yer alırız.Gerçek hayat da merhaba der ama “hazır mısın” diye de hiç sormaz yine bize.Kararsızlık,hayal kırıklıklığı,başarısızlık çokça karşımıza çıkar bu dönemde.

Neyi hissediyor,istiyor ve düşünüyorsak “gideceğimiz yolda,varacağımız noktada” ona göre şekillenir.

Orta yaşlara geldiğimizde ise olgunluğunda etkisiyle her konuda biraz daha net oluruz.

Bu dönemde tecrübe birikimi en büyük değerdir bizler için.Duygularımızı,tecrübelerimizi ve yaşanmışlıklarımızı hayatın akışına ve insanlara olabildikçe aktarmaya çalışırız.

Velhasıl,hayatın her basamağı,girilen her yeni yaş,açılan her yeni sayfa farklı bir melodi ve anlamlar dünyası ile doludur.Bu melodiyi ve anlamlar dünyasının içeriğini zaman elverdiği sürece ruh halimizle,hayata ve insanlara olan bağlılığımızla doldurmaya çalışırız.

© 2014 Gökhan Yılmaz

Görsel Kaynak : all-free-dowload

Gelecekte İş Gücünde İnsan Kaynağının Yerini Robotlar Alabilir mi?

Çocukken izlediğimiz o bilim kurgu filmleri ve diziler ta o zamanlar aklımızı kurcalıyor,sahi mi gerçek mi diye durmadan büyüklerimize sorup duruyorduk

İnsanoğlu tarih sahnesinde yerini aldığı günden bu yana hayal ederek,anlamaya çalışarak,deneyip öğrenerek, öngörerek,çalışıp üreterek insanlığı ilgilendiren her alanda birbirinden değerli keşifleri ile adım adım ilerlemiştir.

Her adım her yenilik insan yaşamını bam başka bir noktaya taşımıştır ve hala taşımaya devam etmektedir.

İnsan kaynağına dayalı iş gücü tarihsel süreç içerisinde ağırlıklı olarak hep ön planda oldu.Kötü çalışma koşulları, sıkıntı yaratan mesai saatleri ve düşük ücretler  (bazende boğaz tokluğuna) çalışan kesimlerin başını ağrıtıyordu.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler  ve insan yönetimi üzerine pozitif gelişmeler ilerledikçe iş gücünde farklı sektörlere ve iş kollarına hitap eden makineler iş süreçlerinin bir parçası olmakla kalmayıp insan kaynağının yardımcısı,eli, kolu,ayağı oldu.

Günümüze geldiğimizde ise bilişim teknolojilerindeki baş döndürücü gelişmeler,internet,akıllı yazılımlar,sektörel otomasyon sistemleri ve robotlar iletişim başta olmak üzere iş,eğitim ve ekonomi alanlarında etkisini her geçen gün göstermektedir.

Sahi! Robotlar gelecekte insan kaynağının yerini alabilir mi? Şu an sizi duyar gibiyim “yok canım daha da neler?”

Soruyu cevaplamadan önce bir kaç şeye değinecek olursak;

İnsan kaynağı bir şirketin en önemli ve de tabiri caizse bazen en maliyetli gideridir.Hatalı işe alım süreçleri,vasat insan kaynakları politikaları,motivasyon düşüklüğü,aidiyet ve bağlılık duygusunun zayıflığına bağlı olarak süreklilik arz eden çalışan sirkülasyonu,işe geç gelmeler,sık sık izin almalar,kuşaklar arası farklılıklar,bir türlü talep göremeyen açık pozisyonlar (özellikle üretim sektöründe) gibi etmenler gelecekte şirketlerin bazı önemli pozisyonlarda robotları tercih etmelerine neden olabilir.

Eğer günün birinde robotlar iş gücüne tam teşekkül halinde katılacak olursa işten çıkarmalar artacak ve işsizlik sorunları ile baş başa kalacağımız kesin gibi.

Şunu da eklemek gerekirse  ekonomide,bilim ve teknolojideki hızlı değişime paralel olarak bir çok meslek dalıda tarihe karışacağı kesindir.Zaten bunu şimdiden görebiliyoruz hatta yaşıyoruz.

Bu konuya gelişmiş ülkeler ciddi ciddi kafa yormakta ve çeşitli ar-ge çalışmalarında bulunarak iş gücü planlaması, işsizlik gibi konularda stratejiler üretmeye çalışarak yaklaşmakta olan soruna karşı ne yapılabilirin cevabını almaya çalışmaktadırlar.

Bugün bizler neyi  konuşuyoruz;

Doğru pozisyona doğru adayı almayı,oryantasyonu,performans değerlendirmeyi,çalışan eğitimini,yetenekli çalışanı nasıl tutarımı,işveren markasını,çalışan bağlılığını ve motivasyonu güçlü hale getirmeyi,çalışan sirkülasyonu en aza indirmeyi,kurum içi iç iletişimi,ERP kullanıp kullanmamayı,sosyal mecralarda kurumsal olarak yer alıp almamayı vs…

Peki ya yarın?

Sosyal Mecralarda Var Olayım Derken Asosyalleşmek!

Daha dün gibi hatırlıyorum Bulletin Board System‘i (aramızda hatırlayan ve kullanmış olan eminim vardır) 🙂

Bilgi teknolojilerinin ve internet‘in gelişimi ile beraber artık sokakta,evde,işyerinde,cafede,eğlence mekanlarında velhasıl her ortamda elimize sığacak boyuttaki araçlarla sanal dünyanın içinde sörf yapıyoruz,izler bırakıyoruz.

İçerik üretmek,iletişim kurmak,öğrenmek,eğlenmek çok güzel bir şey fakat bazen dozaşı aşıyoruz gibi…

İşyerinde çalışma arkadaşlarımızla veya yöneticimizle bir sorun çıktığında açık iletişimde bulunmak yerine sanal mecralara yöneliyoruz.Kızgınlığımızı,öfkemizi buralarda yansıtıyoruz.(Böyle davranarak bir bakıma psikolojik olarak rahatladığımızı sanıyoruz lakin var olan soruna çözüm olmadığı gibi genellikle o sorun yerli yerinde durup  bizi beklemekte!)

Evde aile bireyleriyle etkin diyalog yerine (hatır sormak,dertleşmek,mutlulukları paylaşmak vs.) yine aynı şekilde sanal mecralara daha çok odaklanıyoruz.(Şunu da belirtmekten geçemeyeceğim özellikle aile içi davranışlarınızın temelinde kuşak farklılıklarının da yansımaları vardır.Bunu daha önce yayınladığım “Kuşak Farklılıklarının Önemi,Analizi ve Yansımaları” adlı yazımda açıklamaya çalışmıştım.)

Nereye gittiğimizi,ne yaptığımızı,kimlerle takıldığımızı,ne yediğimizi,kızgınlığımızı,kimi zaman en gülünç halimizi anlık olarak sosyal mecralarda herkesle paylaşıveriyoruz. İyi mi yapıyoruz? Tartışmalı bu sorunun cevabını siz değerli okurlarıma bırakıyorum?

Kendimizi gerçek hayattan soyutlayarak digital dünyada fazlaca nefes almak  yerine başımızı kaldırıp etrafımıza bir bakmalıyız.Kitap sayfalarını karıştırmalı,masmavi denizin,doğanın,canlıların velhasıl tüm güzelliklerin farkına varıp hisssetmeli,içimize çekmeli,dokumalı ve yaşamalıyız.

Bilgi teknolojilerindeki inanılmaz hızlı değişim hayatımızın her alanında bizlere kolaylıklar sunadursun aynı oranda da bağımlı olma tehlikesiyle karşı karşıyayız.Sanırım bunun çözümü bilinçli kullanımda olsa gerek!

Bugün bu haldeysek gelecekte nasıl olacağız kim bilir!

Gelecekte teknoloji,akıllı yazılımlar,robotlar sosyal ve iş hayatımıza hangi oranda etki edecek,psikolojimizi,sağlımızı ne derecede etkileyecek  sorusuna şimdiden kesin cevaplar bulmak erken gibi..Bekleyip göreceğiz 🙂

Gelecekte İnsanoğlunu Ne Bekliyor ?

13 Aralık 2012 tarihinde çok sevdiğim ve ilgiyle çalışmalarını takip ettiğim İK Yönetim Danışmanı İpek Aral Kişioğlu’nun Kaynagım İnsan adlı blogunda yayınladığı “Yıl 2032’de Dünya ve İnsan” adlı bir paylaşımı vardı. Paylaşımının çerçevesini kısaca “2032 yılında insanlar hangi koşullarda yaşayacak,eğitilecek ve çalışacak ” sorusuna yanıt aramaya çalışmıştı. İlginç ve merak uyandıran bu yazıya  nacizane yorumlarımla katkıda bulunmaya çalışmıştım.

Konuyla ilgili olarak 18 Aralık 2012 tarihinde  Bora Özkent’in blogunda “2030’da 2 Milyar İş Ortadan Kalkacak” adlı bir paylaşımı okumuştum.Merak edenler tıklayıp okuyabilirler.Gerçekten önemli değerlendirmeler yer almaktadır.

Daha küçükken Uzay Yolu dizisini izlerdik ve tabii diğer bilim kurgu yapıtlarını.O küçücük aklımızla gördüğümüz,heyecan duyduğumuz şeylerin gerçek mi yoksa masal olduğunu anlamaya çalışırdık.(Kısaca hatırlarsak tek kanalın olduğu, internet’in daha ülkede yaygınlaşmadığı,kara önlük,kara tahta ve tebeşirli,iki kutuplu dünyanın hüküm sürdüğü dönemler)

Ateşin bulunması,tekerleğin icadı,yerleşik hayata geçiş,göçler,rönesans-reform ve coğrafi keşifler,matbaanın icadı, bilimsel çalışmalar,elektriğin icadı,sanayi devrimi,televizyonun ve bilgisayarın sahneye çıkması ve nihayet internet devrimi ile insanoğlu yaşamını farklı bir boyuta taşımış,her yeni şey beraberinde değişimi de beraberinde getirmiştir.

Hayal gücü ve aklın kullanılımı insanoğlunun hayatına ve geleceğine sonsuz nimetler sunmaktadır.

Kim derdi ki internet bağlantılı kişisel bilgisayarların küçülüp cebimize gireceği,teknolojideki hızlı değişimin eğitim ve iş hayatına büyük etki edeceğini…

Gelecekte ne olabilir diye eldeki verilere dayanarak şöyle bir değerlendirmeye çalıştım;

  • Sınırsız hayal gücü ve bilişim teknolojilerindeki hızlı değişim en önce bizlere yansıyacaktır.Daha az hastalanacağız, yeme içme alışkanlığımız büyük ölçüde değişecek (sağlıklı yaşam sayesinde yaşlanma geçikecek)
  • Mikro çipler ile bedenimiz tanışacak,
  • Öğrenme sürecimizi gerçekleştirmek için okullara gerek kalmayacak,
  • Günümüzdeki çoğu meslek yok olacak yepyeni meslekler ortaya çıkacak, (hatta düşünen robotlar) bir çok alanımıza hakim olacak,
  • Yaşam alanlarımız büyük ölçüde değişecek (Doğaya saygılı düşünen akıllı tekno kentler,yeraltı şehirleri,yeşil enerji ile çalışan uçan arabalar)
  • Evrende yeni yerleşim alanları kurulacak (Bugün bir çok bilimsel haberlerde yeni yaşam alanlarının araştırıldığını düşünürsek)
  • Yeni nesil düşünen robotları  sosyal hayatımızda sıkça rastlayacağız,
  • Işık hızında seyahat gerçekleşecek,
  • Sağlık alanındaki müthiş bilimsel çalışmalar ile hasta bedenlerden alınan dokular ile dokular üzerinde yapılan çalışmalar sonucu hastalık daha büyümeden sonlandırılacak,
  • Duyu organlarımız haricinde telepati  ile insanlar daha kolay iletişime geçecek,
  • Bilgi toplumu sürecini gerçekleştirmiş hatta aşmış ülkeler her alanda güç sahibi olacaklardır..

Yukarıda bahsettiğim şeyler kimi insana uçuk kaçık gelebilir ama bunların gerçek olacağına inanıyorum.Bugün ki teknoloji dünün hayallerinin bir yansımasının sonucu olduğunu düşünürsek kim bilir daha neler yapacağız.